Piyasalar getiriliyor... Lütfen Bekleyiniz.



02 Mart 2018 Cuma, 16:52

Deniz Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Emete Gözügüzelli Değerlendirdi

Deniz Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı, Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Akademisyeni Yrd.Doç.Dr. Emete Gözügüzelli, Doğu Akdeniz’de yaşanan hidrokarbon aramaları gerginliğini yorumladı.



Deniz Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Yrd.Doç.Dr. Emete Gözügüzelli, son dönemlerde yaşanan sondaj çalışmaları gerginliği hakkında Kıbrıs Son Dakika‘ya açıklamalarda bulundu.

Gözügüzelli, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin 16 yıldan beri Türk kıta sahanlığını delme girişimleri olduğunu belirterek, 2002’den bu yana, Rum Kesimi’nin Türk deniz yetki alanlarını fiili tecavüz etme girişimlerini hatırlattı. Italyan şirketi ENI’nin adadan ayrılmasından sonra “R/V Maria S. Merian” isimli araştırma gemisinin 3-4 Mart tarihleri arasında “Kıbrıs’ın açıklarında” arama faaliyeterinde bulunması konusu da değerlendiren Yrd.Doç.Dr.Gözügüzelli, “Türkiye kendi kıta sahanlığı alanlarında herhangi bir yabancı firmanın araştırma maksadı ne olursa olsun, ihlal edilmesine müsaade etmeyecektir” dedi.

Yrd.Doç.Dr.Emete Gözügüzelli’nin değerlendirmeleri şu şekilde;

Deniz alanları üzerine Güney Kıbrıs Rum yönetiminin gerginleştirici tutumu halen sürmeye devam etmektedir. Italyan şirketi ENI’nin adadan ayrılmasından sonra Güney Kıbrıs Arama ve Kurtarma Merkezi Komutanı Tuğgeneral Kostas Fitiris, Almanya’nın Hamburg Üniversitesi’ne ait olan “R/V Maria S. Merian” isimli araştırma gemisinin 3-4 Mart tarihleri arasında “Kıbrıs’ın açıklarında” bulunarak, Güney Kıbrıs’ın sözde “Münhasır Ekonomik Bölgesi”nde bulunan 4,5,6 ve 7. parselinde bilimsel araştırmalarda bulunacağını ve araştırmalar için hem Kıbrıs hem de Yunanistan tarafından gerekli yasal izinlerin verildiği belirtilmiştir. Tuğgeneral Fitiris, Hamburg Üniversitesi’nin hem Kıbrıs hem Türkiye hem de Yunanistan’ın Girit adasından Kıbrıs’a kadar bir bölgede bilimsel araştırmalarda bulunmak amacıyla ayrı ayrı izinler talep ettiğini söylemiştir. Bu haberin içeriğine rağmen bunu yorumlayanların sanki de Alman şirketinin adaya sondaj faaliyetleri için geleceğini yansıtabilmiştirler.

Burada dikkat edilmesi gereken hususlar vardır; Güney Kıbrıs bilimsel araştırmalarda bulunma adına Türkiye ile örtüşen deniz alanlarında araştırmalarda bulunmak niyetindedir. Türkiye’nin bölgede kıta sahanlığı üzerindeki hakları görmezden gelinerek Girit’e uzanan bir alanda araştırma planlanmaktadır. Oysa BMDHS’ne göre kıyı devleti olan Türkiye’den kendi kıta sahanlığı alanlarına giren yerlerde mutlaka rıza alınmasını şart koşmaktadır. Uluslararası deniz hukukunda 246. madde, Denizde Bilimsel Araştırmaları öngören ve XIII. Kısım ve Denizde Bilimsel Araştırmanın Desteklenmesi ve Yürütülmesi adındaki 3. Bölüm içinde yer almaktadır. Esasen 246. maddenin kıta sahanlığı ve MEB üzerindeki denizde bilimsel araştırmaları düzenlemiştir. buna göre Kıyı devleti, MEB ve kıta sahanlığında yapılacak bilimsel araştırmaları yürütme, düzenleme ve izin verme hakkına sahiptir. Bunun içindir ki Alman şirketi Yunanistan ve GKRY’den izin talebinde bulunmuştur. Ancak bahsedilen 1,4,5,6,7, sahalarda büyük çoğunluk kapsamında Türkiye’nin kıta sahanlığı söz konusudur. Türkiye’nin özde 145.000 km2’lik bir kıta sahanlığı Akdeniz’de bulunmaktadır. Dolayısıyla Alman şirketinin Türkiye’nin kıta sahanlığında bilimsel araştırmaları yapabilmesi için Türkiye’den izin alması gerekmektedir. Bunu sözleşme gerekli kılmaktadır. Biz bölgede Türkiye’yi göz ardı ediyoruz, Kıbrıs Türklerini bir aktör olarak görmüyoruz diyerek kendi başlarına Akdeniz’de hareket etmeleri mümkün değildir. Bu tutum bölgede gerginliği artırıcı ve barış ortamını bozucu bir durum yaratabilecek sonuçlar doğurabilecektir.

Akdeniz’de hidrokarbon konusunda yaşanan gerilimin arkasında 2003’ten beri başlayan deniz yetki alanlarından doğan ihtilaflar söz konusudur. Deniz alanlarında egemen yetkilerin tanımlanması sorunu sürmektedir. Güney Kıbrıs Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin varlığını göz ardı eden tutumla deniz alanlarını parsellemeye ve kendi hakimiyeti altına sokmaya çabalamaktadır. Bir kıyı devletinin bilimsel araştırmalara izin vermesi sadece barışçıl amaçlarla insanlığın menfaati söz konusu olduğu veya deniz çevresinin tanınması hallerinde başka bir deyişle ihtilafsız hallerde bir izin yetkisi alabilecektir. Yetkili uluslararası örgüt projeleri için de bu durum aynıdır. Türkiye’den ve Kıbrıs Türklerinden böyle bir talep istenmemiştir, ayrıca böylesi gergin bir dönemde Alman şirketinin ilgili konuda Türkiye’nin ihlal edilen alanları içerisine bilimsel araştırma denilerek girişimde bulunması düşündürücüdür. Zira Girit’e kadar Türkiye’nin kıta sahanlığı alanlarını da kapsayacak alanlarda araştırmada bulunma niyeti, planlanan ve hayal edilen GKRY-Yunanistan ve Mısır’ın da içine alındığı yeni bir münhasır ekonomik bölge sınırlandırma alanlarını kapsaması açısından önemle dikkate alınması gereken bir durumdur. Her hâlükârda Sözleşmeye göre de Kıyı devletleri, rıza gösterme konusunda belli kurallar ve usuller öngörebilme yetkisine sahiptirler. Kıyı devleti kendi kıta sahanlığı üzerinde ya da MEB’inde rıza göstermeme hakkı barışçıl niyetlerin bulunmaması hallerinde verilmemektedir. Zaten bu tip bilimsel araştırmalarda BMDHS’de de öngörülen kıyı devletinin yetki ve egemen haklarına haksız müdahalede bulunulmaması ilkedir. Esasen 23 Ocak 1968 yılında USS Pueblo olayı yaşanmış ve ortaya bilimsel araştırma adına hareket eden Amerikan gemisinin Kuzey Kore tarafından casusluk yaptığı tespit edilmesi ile alıkonularak büyük tartışmalara sahne olmuştur. Zaten bilimsel araştırma talebi gelişmiş ülkelerin daha çok talep ettiği bir durumdur. Bu anlatılanlar ışığında Rum tarafının BM Deniz Hukukuna aykırı davrandığı ortaya çıkmaktadır.

Peki Türkiye Mart ayı başında planlanan bilimsel araştırmanın Alman gemisi tarafından yapılmasına müsaade edecek mi?

Bu suale yanıt verebilmek için öncelikle GKRY’nin 2002’den bu yana fiili olarak Türkiye’nin kıta sahanlığını delme girişimleri olup olmadığını açıklayarak sonuca varmak gerekmektedir.

Öncelikle GKRY’nin Türk kıta sahanlığını delme girişimleri 2002 senesine dayanmaktadır. Bu süreci ve Türkiye’nin tutumunu şu kronolojik vakalarla açıklayabiliriz;

a. İlk kriz Northern Access olayı ile 2002’de başlamıştır: “Norveç Bandıralı Northern Access Araştırma Gemisi GKRY adına 14 – 19 Mart 2002 tarihleri arasında, sismik araştırma yaparken 33º 40′ 00″ K 029º 04′ 00″ D noktasından Türkiye’nin güneyde kıta sahanlığına girdiği tespit edilerek Türk deniz kuvvetleri botlarının uyarısı ile uzaklaştırılmıştır. Ramform Sovereign Krizi-2013: 4-5 Haziran 2013 GKRY’nin Ramform Sovereign Sismik gemisi Singapur bayrağı ile Norveç şirketi Petroleum Geo-Services’in GKRY’nin ilan ettiği sözde MEB sahasının güney batı kısmına yani Türk kıta sahanlığı alanına girmeye çalışmış ve bu girişim Türkiye Cumhuriyeti tarafından engellemiştir.

b. RV Odin Finder Krizi-2013: 25 Temmuz 2013’te İtalyan bayraklı RV Odin Finder isimli gemi (A/68/593–S/2013/662)yeniden Türkiye’nin kıta sahanlığı sınırlarına denk düşen güney batı kısmında araştırma yapmak için Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilgili sahaya girmeye çalışmıştır. Türk deniz kuvvetleri ilgili gemiyi sınır alanlarına uyarı ile sokmayarak uzaklaşmasını sağlamıştır.

c. MV Flying Enterprise Krizi-2016: 29 Şubat 2016’da güney Kıbrıs yeni bir mektup ile 17 Aralık 2015’te MV Flying Enterprise isimli “KC” bayraklı geminin jeofizik araştırmalarını Türkiye’nin askeri botları ile engellendiği şikâyeti yapılmıştır(A/70/767).

d. 17 Mart 2016’da Türkiye bu kez BMGS’ne mektup göndererek, güney Kıbrıs’ın MV Flying Enerprise gemisine karşı taciz ettiği iddialarını yalanlayarak Türk bölgesine izin almadan girilip araştırma yapılmayacağı şeklinde uyarılar yapıldığını, Türkiye’nin kıta sahanlığını korumasının doğal egemenlik hakkı olduğu belirtilmiştir(A/70/788-S/2016/257).

e. Flash Royal Krizi-2016: 6 Eylül 2016 Güney Kıbrıs BMGS’ne A/70/1032 sayılı mektubunda, Türkiye’nin GKRY’nin Flash Royal isimli “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayraklı gemisine( deniz bilimsel araştırma maksatlı) Türk Deniz Kuvvetlerince müsaade edilmemiştir.

Görülmekte olduğu üzere, GKRY’nin Türk deniz yetki alanlarını fiili tecavüz etme girişimleri 2002 yılından beri aralıklarla devam etmekte olduğudur. Bu kapsamda, Türk Deniz Kuvvetleri her daim teyakkuz halinde bölgede ki gelişmeleri kontrolü altında tutmakta ve deniz sınırlarının ihlaline müsaade etmemektedir. Zira Türkiye’nin kıta sahanlığına ait olan bir bölgede BMDHS’nde de yer aldığı üzere, ilgili kıyı devletinden müsaade alınmaksızın herhangi bir araştırma, kazı işlemi yapılması mümkün değildir. GKRY ihlal faaliyetlerinde sözde ilan ettiği 1,4,5,6,7 blokları çoğunlukla Türk kıta sahanlığını ihlal etmektedir. Ayrıca Güney Kıbrıs’ın ilan ettiği 1, 2, 3, 8, 9, 12, 13 bloklarındaki KKTC deniz sınır alanları ile örtüşmektedir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti kendi kıta sahanlığı içerisine giren alanlarda katiyen herhangi bir sondaja müsaade etmeyeceğini defaten ortaya koymuştur. Keza, Kıbrıs Türklerinin meşru hak ve yetkilerinin korunacağını daimi beyan etmiştir.

Bu kapsamda GKRY uluslararası hukukun öngördüğü kuralları ihlal etmeye devam etmektedir. Ancak Türkiye kendi kıta sahanlığı alanlarında herhangi bir yabancı firmanın araştırma maksadı ne olursa olsun, ihlal edilmesine müsaade etmeyecektir.

Mine İçsel

Copyright © 2013 Xturk MultiMedya Tema. Powered by Wordpress.
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz