25.8 C
Lefkoşa
16 Nisan 2021 Cuma

KADIN HAKLARI: COVID-19 PANDEMİSİ İLE BİR DEĞERLENDİRME

 

Bu yazının amacı, “Kadın Hakları”na ve 21. Yüzyılda hâlâ var olan ve hatta ne yazık ki Covid-19 ile de artışı gözlenen kadına karşı şiddet ve ayrımcılığa dikkati çekmektir. Bu bağlamda, öncelikle “Kadın Hakları”nın tarihsel temelleri üzerine şunları hatırlatmakta yarar vardır. 8 Mart 1857 tarihinde ABD, New York’da yaklaşık 40.000 dokuma işçisi, daha iyi çalışma koşulları için bir tekstil fabrikasında greve başlar. Polisin işçilere saldırısı ve işçilerin fabrikada kilitli kalması, ardından çıkan yangın ve işçilerin kurulan polis barikatından kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 emekçi can verir. 1910’da Danimarka, Kopenhag’da 2. Enternasyonele Bağlı Kadınlar Toplantısı’nda 8 Mart’ın yangında ölen kadınlar anısına ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak anılması önerisi oybirliği ile kabul edilir (Kaplan 1985). Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise, 16 Mart 1977 tarihinde 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını kabul eder (United Nations, 2021).

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2010 yılı Temmuz ayında, ‘Birleşmiş Milletler Kadınların Güçlenmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Birimi’ni de kurar. Bu birimin oluşturulması, Birleşmiş Milletler içindeki reform çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Amaç, daha etkin sonuç alabilmek için Birleşmiş Milletler kaynaklarının yeniden tahsis edilmesi ve görevlerin yeniden tanımlanmasıdır. “BM Kadın Birimi”, BM’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi alanında faaliyet gösteren (1) Kadınların İlerlemesi Birimi-DAW (2)  Kadınların İlerlemesi İçin Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü-INSTRAW (3) Toplumsal Cinsiyet İşleri ve Kadınların İlerlemesi Özel Danışmanı Ofisi-OSAGI (4) Birleşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu-UNIFEM organlarını birleştirir.

BM Kadın Biriminin Kadının Statüsü Komisyonu gibi hükümetler arası organları, politikaların, küresel standartların ve normların oluşturulması sürecinde desteklemesi; üye ülkelerin bu standartları uygulamaları için gereksinim duydukları teknik ve finansal desteği sağlaması, sivil toplum ile işbirliğinin tesis etmesi; BM’nin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki taahhütlerinin yerine getirilmesi yolunda çalışmalarını sürdürmesi öngörülmektedir (T.C. Aile ve Sosyal Politikalar, 2012). 2011 Ocak ayında aktif hale gelen BM Kadın Birimi, kadınlara ve kız çocuklarına karşı her tülü ayrımcılığın ortadan kaldırılması, kadınların güçlendirilmesi, kadın erkek eşitliğinin gerçekleştirilmesi konularında faaliyet göstermektedir.

Bütün bunlara karşın, bugün, sosyalist bir siyasetin ürünü olarak başlayan ‘Kadınlar Günü’ dahi pek çok yerde siyasi içeriğinden uzaklaşarak ‘Anneler Günü’ ve ‘Sevgililer Günü’ benzerine dönüşmüş, erkeklerin kadınlara duydukları sevgiyi ifade ettikleri bir gün halini almıştır. Ancak, bazı yerlerde hâlâ daha Birleşmiş Milletler’in  belirlediği ‘İnsan Hakları’ temelli siyasi tema güçlü bir şekilde hissedilmekte ve kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik bilinci ve durumları çok kapsamlı olarak irdelenerek ortaya konulmakta; kadının her alandaki haklarının aranması, geliştirilerek ilerletilmesi için mücadele verilmektedir.

Aynı zamanda Covid-19 Pandemi Krizi’nin kadın haklarına olumsuz etkilerine karşı da süren bu mücadelenin, önemi ile ilgili olarak 21. Yüzyılda, kadına karşı şiddet ve ayrımcılığın boyutuna dikkat çekmek amacıyla bazı küresel istatistiki bilgileri paylaşmak yararlı olacaktır: (UN The World’s Women 2020, 2020)

Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformunun kabul edilmesinin üzerinden yirmi beş yıl geçmesine karşın, eşit güç ve kadınlar için eşit haklara yönelik ilerleme hala belirsizliğini koruyor. Hiçbir ülke cinsiyet eşitliğine ulaşamadı ve COVID-19 krizi, elde edilen sınırlı kazanımları da aşındırmakta.

Ayrıca, COVID-19 Pandemi Krizi, kadınların işlerini ve geçim kaynaklarını da olumsuz etkilediği için kadınların ekonomik potansiyelini kısıtladı ve ödenmeyen ev ve bakım işleri de orantısız bir şekilde kadınların üzerine kaldı. Bir günde, dünya ortalaması, ücretsiz ev ve bakım işlerinde kadınlar erkeklere oranla yaklaşık üç kat daha fazla saat harcıyor (Kadınlar 4.2 saat, erkekler 1.7 saat). Cinsiyet eşitsizliğinin daha da yüksek olduğu Kuzey Afrika ve Batı Asya’da, kadınlar bu faaliyetlere erkeklerden yedi kat daha fazla harcama yapmakta.

Ücretsiz ev ve bakım işlerinin bu dengesiz dağılımı, kadınların işgücü piyasasına katılmasını da engellemektedir. 2020’de, çalışma yaşındaki kadınların sadece % 47’si işgücü piyasasına katılırken, erkeklerin % 74’ünün işgücü piyasasına katılması durumu, neredeyse 1995’den bu yana sabit kalan bir cinsiyet farkı. Güney Asya, Kuzey Afrika ve Batı Asya’da kadınların % 30’undan daha azı işgücü piyasasına katılmakta. Pandeminin bu cinsiyet eşitsizliklerini daha da kötüleştirmesi bekleniyor, çünkü birçok kadın COVID-19’dan en çok etkilenen alt sektörlerde ve ücretli ev işleri, konaklama, yemek hizmetleri ve perakende ticareti de dahil olmak üzere kapanma önlemlerinin sert sonuclarının alındığı iş alanlarında çalışmakta. Ayrıca kadınlar, sağlık sektöründeki çalışanların % 70’inden fazlasını oluşturuyor ve bu nedenle işyerinde erkeklerden daha yüksek enfeksiyon riskiyle de karşı karşıya.

Kadınlar, güç ve karar alma açısından, küresel olarak yönetim pozisyonlarının yalnızca % 28’ine sahip (1995’deki oranla neredeyse aynı). İşletmelerin yalnızca % 18’inin kadın olan bir İcra Kurulu Başkanı var. Fortune 500 şirketleri arasında ise bu oran yalnızca % 7,4.

Siyasi hayatta, kadınların parlamentodaki temsili küresel olarak iki kattan fazla artmış olsa da 2020’de parlamentodaki sandalyelerin % 25’ini karşılama engelini hala aşamadı. Kabine bakanları arasında kadınların temsili son 25 yılda dört katına çıktı, ancak olması gerekenin çok altında, % 22’de kaldı.

Kız ve erkek çocukların çoğu bölgede ilköğretime eşit olarak katılmasıyla, dünya evrensel ilköğretime ulaşmada önemli ilerleme kaydetmiştir. Ancak, COVID-19 ile ilgili okul kapanışlarının eğitime erişimde ilerlemeyi engellese de kanıtlar, okula eriştikten sonra kızların akademik başarı açısından erkeklerden daha iyi olma eğiliminde olduğunu göstermekte. 2020’de yükseköğretimde, kadınların sayısı erkeklerden fazladır ve kayıtlar kadınlar için erkeklerden daha hızlı artmakta.

Bununla birlikte, kadınların bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında yeterince temsil edildiğini söylemek zor. Kadınlar dünyadaki STEM mezunlarının yalnızca % 35’inden biraz fazlasını temsil etmekte. Ayrıca kadınlar, bilimsel araştırma ve geliştirmede de azınlıkta ve dünyadaki araştırmacıların üçte birinden azını oluşturmakta.

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet küresel bir sorun olmaya devam etmekte. COVID-19 kapanması sırasında birçok kadın ve kız, yakın partner şiddetine maruz kalma riskinin yüksek olduğu güvenli olmayan ortamlarda kaldı. Küresel çapta kadınların yaklaşık üçte biri yakın bir partner tarafından fiziksel ve / veya cinsel şiddete maruz kaldı (şiddetin yaygınlığı ülkeler arasında % 2’den % 46’ya kadar büyük ölçüde değişmektedir). En uç vakalarda, kadına yönelik şiddet ölümcüldür ve küresel olarak tahminen her gün 137 kadın, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürülmektedir. 2020 itibariyle 153 ülke’de aile içi şiddetle ilgili yasa çıkartılmış olsa da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik aile içi şiddet küresel bir sorun olmaya devam etmekte.

Küresel olarak, 2020 itibariyle, 188 üye devlet ve bölgeden 180’inin (% 96), kadınların ekonomik yapılardaki fırsatlarını, üretken faaliyetlere katılımını ve kaynaklara erişimini kısıtlayan en az bir yasal engel bulunmakta.

Her yıl çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 2 milyona yakın kişi, insan tacirlerinin eline düşerek fuhuşa veya özgürlükleri kısıtlanarak çalışmaya zorlanmakta.

Cinsel ayrımcılık, insan tacirlerinin eline düşme, uyum, siyasette yeterli derecede temsil edilememe, kaynaklara ulaşmada karşılaşılan eşitsizlikler, temel hizmetlere ulaşılmasında yaşanan sıkıntılar kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların başında gelmekte.

İkamet izni bedeli, temel sosyal hizmetlere kısıtlı ulaşım, cinsel şiddet ve güvenli ikamet imkanına sahip olamamak mülteci kadınların karşı karşıya bulunduğu eşitlikten yoksun statülerinin ana unsurlarını teşkil ediyor.

Küresel istatistikler kadın erkek eşitliğinin sağlanması için çok daha fazla çaba harcanması gerektiğinin açık göstergeleridir. Kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın son bulması için tek tek tüm bireylerin, toplumun, ulusal, uluslararası ve toplumsal liderlerin ve tüm kurumların Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi temelinde ortak bir bilinçle harekete geçmesi gerekmektedir.

Aynı zamanda, Covid-19 Pandemi Krizi’nin kadın haklarına olumsuz etkilerinin de yaşandığı bu dönemde, insanlığın sürdürülebilir gelişmesi ve geleceği, insanlığın gerçek yaratıcısı ve geliştiricisi olan kadının insan hakları temelindeki statüsüne sahip olması ile olanaklıdır.

 

PROF. DR. MESUT YALVAÇ

Prof.Dr. Mesut Yalvaç

Kıbrıs İlim Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi

 

 

 

Ana Sayfa COVID-19 KADIN HAKLARI: COVID-19 PANDEMİSİ İLE BİR DEĞERLENDİRME

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

BAŞBAKAN ERSAN SANER AKBULUT İÇİN BÜYÜKELÇİLİK’TE AÇILAN TAZİYE DEFTERİNİ İMZALADI

Başbakan Ersan Saner dün vefat eden  TBMM eski Başkanı ve Başbakan Yıldırım Akbulut için, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’nde açılan taziye defterini imzaladı.  Bu amaçla Meclis...