Piyasalar getiriliyor... Lütfen Bekleyiniz.



16 Ağustos 2018 Perşembe, 08:50

Taş: “Eğer Türkiye Müdahale Etmeseydi Katliamlar Devam Edecekti”

İkinci Barış Harekatı’nın yıldönümünde araştırmacı yazar Hasan Taş değerlendirmelerde bulundu…



Birinci Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 353 sayılı kararına uygun olarak Kıbrıs’ta anayasal düzenin huzur ve barışın kurulabilmesi için kendisine düşen görevi yerine getirmek üzere elinden geleni yaptı. Fakat Cenevre’de bu amaçla ilgili taraflar arasında mutabık kalınarak imzalanan 30 Temmuz 1974 tarihli Cenevre Anlaşması ile gerçekleştirilmesi kararlaştırılmış hususlardan hiçbirine diğer taraflar uymadı. Bu da yetmiyormuş gibi, nezaret altına alınıyor kisvesi ile silahsız ve savunmasız insanlar, medeni vicdanları isyana sevk eden şartlar içerisinde tutsak veya rehine tutulmağa devam edildi.

Yunanistan, 30 Temmuz 1974 tarihli Cenevre Antlaşmasıyla kabul ettiği, altına imza attığı yükümlülüklerden hiçbirine uymadı. Yunanistan 8 Ağustos 1974’te toplanan İkinci Cenevre Konferansında da altı gün süre ile ciddi müzakerelerden kaçındı ve hatta sorunları görüşmeye bile yanaşmayan uzlaşmaz bir tutum içinde bulundu.

Bu koşullar karşısında bugüne kadar Türkiye tarafından büyük bir iyi niyet ve sabırla sürdürülen barışçı girişimlerin hiçbir olumlu sonuca varmayacağı açıkça ortaya çıktı.

Türkiye, diğer ilgili ülkelerle mutabık kalınacak bir hal çaresi bulmak hususundaki gayretlerinin Yunanlılar ve Rumlarca ısrarla engellenmesi dolayısıyla, Kıbrısın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün bir daha hiçbir şekilde tehdit edilemeyeceği ve Kıbrıs Türk toplumunun haklarının ve güvenliğinin korunacağı bir hukuk düzeninin kurulmasını tek başına sağlamak yoluna başvurmak zorunda kalmış bulunmaktaydı.

Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıs’ta bir imtiyaz istememekteydi. Fakat esir veya hakları kısılmış bir azınlık muamelesine tabi tutulmaya da razı değildi. Tek isteği hak, vecibe ve sorumlulukları bakımından Kıbrıstaki Rumlarla eşit olanaklara sahip olabilmekti.

Bu harekat Yunanistan’a karşı değildi. Bu harekat Kıbrıs Rum toplumuna da karşı değildi. Bu harekat, Kıbrıs’ın bağımsızlığını güvence altına almaya, Kıbrıs’ta barış ve sükun sağlamaya ve bölgede sürekli bir barışın yerleşmesine yönelikti.

Birinci Barış Harekatı’ndan sonra, 39. Piyade Tümeni’nin geri kalanı ve 28. Piyade Tümeni Kıbrısa gönderilmiş bulunmaktaydı. Bu birliklerin Kıbrıs’a gönderilmesinin başlıca iki nedeni vardı. Birinci neden, Girne ve Lefkoşa arasındaki dar bölgede sıkışık vaziyette olan Türk birliklerinin güvenliklerini sağlamaktı. İkinci ve asıl önemli neden ise, Cenevre Konferansları’ndan bir sonuç alınamazsa, Kıbrıs Türk toplumu için güvenlik sağlayacak olan Lefke – Lefkoşa – Gazimağusa hattına kadar Kuzey Kıbrıs’ın ele geçirilmesini sağlamaktı.

İkinci Cenevre Konferansı’nın son toplantısı 13 Ağustos 1974 akşamı saat 19:00’da başladı. Toplantıda federasyonla ilgili Türk önerilerine, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Mavros ve Kıbrıs Rum toplum temsilcisi Glafkos Klerides’in cevap vermesi gerekmekteydi. Ancak Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Mavros 36 saat, Kıbrıs Rum toplum temsilcisi Glafkos Klerides ise 48 saat süre istediler. Bunun üzerine Türkiye Dışişleri Bakanı Turan Güneş, “Bence buradaki görevimiz artık bitmiştir.” dedi. Konferans, Perşembe günü toplanmak üzere saat 02:20’de sona erdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Perşembe günkü toplantıya katılıp katılmayacağı yönündeki soruya cevap dahi vermeden konferans salonunu terk etti. Özel telefon hattından Başbakan Bülent Ecevit’i arayarak İkinci Barış Harekatı’nı başlatacak olan daha önce aralarında kararlaştırdıkları parolayı verdi. Bu parola, “Ayşe artık tatile çıkabilir.” idi. Ayşe, Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızıydı.

 

İkinci Barış Harekatı, askeri açıdan bir zorunluluktu. 22 Temmuz geceye doğru, Girne-Lefkoşa yolu tutulmuş, deniz ve karadan gelen birliklerin irtibatları kesinleşmiş, fakat dar bir bölge içinde sıkışık bir durumda kalınmış bulunulmaktaydı. Yirmi binin üzerinde asker Girne-Lefkoşe hattı üzerine yığılmıştı. Eğer bir düşman uçak filosu gelseydi, orada bulunan askerlerin yüzde 30-40’ı kaybedilirdi.

İkinci Cenevre Konferansı’nın sonuçsuz dağılmasının hemen ardından 14 Ağustos 1974 sabahı saat 04:30’da Kıbrıs’taki Türk birlikleri harekete geçtiler. Tümgeneral Bedrettin Demirel’in emrindeki 39. Piyade Tümeni ve Tümgeneral Fazıl Polat’ın emrindeki 28. Piyade Tümeni Girne kıyısından Magosa’ya doğru ilerlediler. 39. Piyade Tümeni Karatepe, Minareliköy ve Serdarlı’yı ele geçirdi. 28. Piyade Tümeni de Timbu Havaalanı, Kırklarköy ve Paşaköy’ü ele geçirdi. Girne kıyısında bulunan Çakmak Özel Görev Kuvveti de Arapköy, Gözübüyük ve Esentepe’yi ele geçirdi. Bu sırada Rum Milli Muhafız kuvvetleri, hızla geri çekilmekteydiler. Ancak Türk birliklerinin uzağında kalan ve kuşatma altında bulundurdukları Türk yerleşim bölgelerine de tüm güçleriyle saldırmaktaydılar. Özelikle Mağusa Kalesi’ne sığınmış olan sivil Türklere ve onları koruyan Mağusa Sancağı Mücahitlerine, Rum Milli Muhafız kuvvetleri tarafından yapılan saldırı çok şiddetliydi. Mağusa Sancağı Mücahitleri, durumları çok kritik bir hal almasına rağmen mücadelelerine devam ettiler. 39. ve 28. Piyade Tümenlerinin Güney yanını koruyan Kıbrıs Türk Alayı, düz ovada bulunduğundan Yunan Alayının yoğun ateşine maruz kaldı. Buna rağmen Kıbrıs Türk Alayı, Yunan Alayını güneybatıdan kuşatmayı başardı.

İkinci Barış Harekatı’nın başlamasından altı saat sonra bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Bülent Ecevit, Kıbrıs’ın meselelerine müzakere yoluyla çözüm aranabilmesi için durdurulan harekatın, bu arayışlardan sonuç alınamayacağı belli olunca, tekrardan başlatıldığını açıkladı. Başbakan Bülent Ecevit’e göre; İkinci Barış Harekatı’nın amacı Kıbrıs’ı kurtarmak ve bağımsızlığını korumaktı. Bu harekat amacına ulaştığında, Kıbrıs’ın Türk halkıyla birlikte Rum halkı da güvenliğe ve sürekli barışa ulaşmış olacaktı. Bu harekat Yunanistan’a ve Kıbrıslı Rumlara karşı değildi. Amaç, Kıbrıs’ta kurulacak dengeyi tekrar Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlarla eşit şartlar altında işbirliği yaparak beraberce sürdürmek, güçlendirmekti.

Harekatın ikinci günü 39. Piyade Tümeni, Rum Milli Muhafız kuvvetlerinin önemli bir deniz üssü olan Mağusa’nın kuzeyindeki Boğaz’ı ele geçirirken, 28. Piyade Tümeni de Mağusa’yı ele geçirdi. Mağusa’nın ele geçirilmesiyle Mağusa kalesine sığınmış olan 12.000 Kıbrıslı Türk kurtulmuş oldu. Komando Tugayı da Güzelyurt istikametinde taarruza başladı. Ancak tankların bir kısmının Rum Milli Muhafız kuvvetleri tarafından hazırlanmış olan mayın tarlasına düşmesi ve arazinin de dolaşmaya uygun olmaması nedeniyle taarruz durduruldu.

Harekatın üçüncü günü, 39. Piyade Tümeni Karpas Yarımadasını güvenlik altına alırken, 28. Piyade Tümeni de Mağusa çevresini güvenlik altına almaktaydı. Komando Tugayı ise, mayın tarlasının temizlenmesinden sonra yeniden taarruza başladı. Hızla ilerleyen Komando Tugayı Güzelyurt, Lefke ve Yeşilırmak’ı ele geçirdi. Diğer taraftan Kıbrıs Türk Alayı ile Yunan Alayı arasında harekatın ikinci günü azalan çatışmalar, harekatın üçüncü günü yeniden şiddetlendi. Kıbrıs Türk Alayı taarruza geçerek Yunan Alayı’nın komuta merkezini ele geçirdi. Böylece Yunan Alay Sancağının da içinde bulunduğu birçok mühimmat Kıbrıs Türk Alayının eline geçti.

Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ile görüştükten ve Bakanlar Kurulu’nu topladıktan sonra saat 14:30’da düzenlediği basın toplantısında, Türkiye açısından İkinci Barış Harekatı’nın hedeflerine vardığını ve saat 19:00’dan itibaren ateşkesin uygulanacağını bildirdi. Ayrıca Başbakan Bülent Ecevit, İkinci Barış Harekatıyla çıkmaza saplanmış olan müzakerelerin önündeki engellerin ortadan kaldırıldığını, uzun sürebilecek bu müzakerelere Kıbrıslı Türklerin güvenliği sağlam esaslara bağlandığı için rahatça zaman ayrılabileceğini ve coğrafi esasa dayanan iki otonom idareden oluşan federal bir Kıbrıs devletinin temelinin atılmış olduğunu belirtti.

Başbakan Bülent Ecevit, basın toplantısı düzenlediği sırada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de 357 sayılı karar doğrultusunda 360 sayılı kararı alarak Kıbrıs’ta ateşkesin sağlanması ve tarafların derhal görüşmelere başlaması için dördüncü defa çağrıda bulunmaktaydı. Kıbrıs’taki Türk birlikleri saat 19:00’da ateş kestiklerinde, Kıbrıslı Türkler için güvenlik sağlayacak olan Lefke-Lefkoşa-Mağusa hattına kadar Kuzey Kıbrıs’ı ele geçirmiş bulunmaktaydılar.

Birinci ve İkinci Barış Harekatı sırasında; Türk Silahlı Kuvvetleri 415 kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere Toplam 498 şehit ve 1.200 yaralı verirken Kıbrıs Türk toplumu da 70’i Mücahit olmak üzere 340 şehit ve 1.000 dolayında yaralı verdi. Yunan-Rum tarafının ise 4.000 ölü ve 12.000 yaralı verdi. Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü askerleri de kayıp vermişti: 3 Avusturyalı asker, 24 Avusturyalı , 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz be 3 Kanadalı asker de yaralanmıştı.

Anavatan Türkiye, kendisi için stratejik ve jeopolitik bir önem taşıyan Kıbrıs’ta Türklere karşı girişilen saldırıları önlemek ve anayasal düzeni yeniden kurmak için Garanti antlaşmasının kendisine verdiği yetkiyi dayanarak müdahale etmemiş olsa idi, Kıbrıs adasında Türk kalmayacaktı.

1974 Barış Harekatı sürecinde Rumların gerçekleştirdikleri Muratağa, Atlılar, Sandallar, Taşkent  katliamları ve yabancı gazetecilerin gözlemledikleri olaylar, Kıbrıs’taki Rum-Yunan  soykırımının en güçlü kanıtlarıdır.

1974 Barış Harekatı’ndan sonra ortaya çıkarılan Muratağa, Atlılar ve Sandallar katliamları bunun en korkunç örnekleridir.  Bir Türk çobanın 1 Eylül 1974 tarihinde toprak üzerinde fark ettiği el, Muratağa, Atlılar ve Sandallar  köyleri sakinlerinin     ne olduğunu acı bir şekilde  ortaya çıkarmıştır. 20’nci yüz yılın en kanlı soykırımcıları Rum-Yunan ikilisi  14 Ağustos 1974 günü 89 Türk’ü vahşice öldürerek topluca bu vahşet çukuruna   gömmüşlerdi.

Atlılar köyü , Gazimağusa’nın 15 Km uzağında ,  tamamen  Türklerle meskun bir köydü. Rumlar  köyde yaşayan 27 Türk’ü katlederek toplu mezara gömdüler. Atlılar toplu  mezarı 21 Ağustos 1974 tarihinde  ortaya  çıkarıldı. Rumlar 14 Ağustos 1974 günü kurşuna dizdikleri kadın-erkek, çoluk-çocuk toplam  37 Türk’ü çukura üst üste atmışlar ve  üzerlerini buldozerlerle  kapatmışlardı…

Yine 15 Ağustos 1974’te de Limasol yakınlarında Taşkent köyünde 83 vatandaşımızı   2 farklı bölgeye götürerek acımasızca  kurşuna dizerek   katletmişler ve de  buldozerlerle açtıkları çukurlara  gömmüşlerdi.

Sonuç olarak;  Muratağa, Sandallar, Atlılar ve Taşkent’te yapılan  toplu katliamlar 20 Temmuz Barış Harekatının  2’nci aşamasının  yapılması konusunda verilen kararın ne kadar doğru bir karar olduğunu göstermektedir. Barış Harekatının 2’nci  aşaması olmasaydı,  1’nci aşamada elde edilen kazanımlar da heba  olacak ve de  düzenlenen harekat  amacına  ulaşmamış olacaktı.

 

Copyright © 2013 Xturk MultiMedya Tema. Powered by Wordpress.
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz