Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, Gaziveren ve Lefke kıyılarında kamu arazilerinin yatırım projelerine tahsis edilmesine yönelik girişimlerin bölgenin doğal, kültürel ve sosyal yapısını tehdit ettiğini savunarak, Lefke Bölgesi İmar Planı’nın derhal yürürlüğe konulmasını istedi.
Dernek Yönetim Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Gaziveren ve Lefke kıyılarında “gelişim”, “yatırım” ve “turizm” adı altında yürütülen politikaların planlı kalkınma anlayışından uzak olduğu ileri sürüldü. Açıklamada, yeniden gündeme getirilen hazine arazilerinin tahsisi ve kamusal alanların büyük şirketlere devredilmesine yönelik girişimlerin yalnızca arazi meselesi olmadığı, Lefke’nin kimliğini, üretim kültürünü, sosyal yapısını ve doğal mirasını doğrudan ilgilendiren ciddi bir kamusal sorun olduğu ifade edildi.
Yaklaşık dört yıldır bekletilen Lefke Bölgesi İmar Planı’nın yürürlüğe konulmamasının bedelini bölge halkının ödediği belirtilen açıklamada, Gaziveren’de başlayan yapılaşma baskısının Bağlıköy, Yeşilyurt, Cengizköy ve Çamlıköy’e kadar yayıldığı kaydedildi. Nüfus projeksiyonları, altyapı kapasitesi, su kaynakları, ulaşım ihtiyaçları, atık yönetimi ve sosyal donatı alanları dikkate alınmadan verilen izinlerin yeni sorunlar yarattığı savunuldu.
Açıklamada, Lefke bölgesinin üretimden koparıldığı, tarımsal karakterini kaybetmeye zorlandığı ve spekülatif inşaat baskısı altında bırakıldığı öne sürülerek, tarımsal alanların, hazine arazilerinin ve kamusal kullanım alanlarının büyük ölçekli yatırım projelerine açılmasının bölgenin demografik yapısını, ekonomik dengelerini ve sosyal dokusunu geri dönülmez şekilde değiştireceği iddia edildi.
Özellikle verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması ve Orkide Vadisi çevresinde artan baskının bölgenin ekolojik geleceği açısından ciddi tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, doğal yaşam alanları ile biyolojik çeşitliliğin tahrip edilmesine seyirci kalınamayacağı vurgulandı.
Gaziveren Muhtarı Zekiye Akarsular’ın da gündeme getirdiği kamu arazilerinin yatırımcılara verilmesine yönelik girişimlere değinilen açıklamada, köy halkının ihtiyaçları göz ardı edilirken kamu kaynaklarının sermayeye aktarılmasının kabul edilemez olduğu savunuldu.
Açıklamada, İçişleri Bakanlığı ile Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde yürütüldüğü belirtilen süreçlerin şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerektiği ifade edilerek, hangi araziler için başvuru yapıldığı, hangi projelerin planlandığı, altyapının bu projeleri karşılayıp karşılamadığı ve çevresel etki değerlendirmelerinin yapılıp yapılmadığı sorularına yanıt verilmesi istendi.
Kıyıların toplumun ortak kullanım alanları olduğu belirtilen açıklamada, Gaziveren kıyılarında sahil koruma bandının ve kamusal erişim hakkının göz ardı edilmesinin kıyıların özelleştirilmesi anlamına geldiği savunuldu.
İskele, Tatlısu ve Esentepe bölgelerinde yaşanan yoğun ve kontrolsüz yapılaşmanın olumsuz sonuçlarına işaret edilen açıklamada, plansız büyümenin sürdürülebilir olmadığı kaydedildi. Yapılaşmanın kısa vadeli rant beklentileri yerine çevresel taşıma kapasitesi, gerçek ihtiyaçlar ve uzun vadeli kamu yararı doğrultusunda planlanması gerektiği belirtildi.
Lefke’nin betonlaşarak değil, üretim, tarım, ekolojik turizm, kültürel miras ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle gelişmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, bölgenin geleceğinin kapalı kapılar ardında alınacak kararlarla değil, bilimsel planlama, katılımcı demokrasi ve kamusal yarar ilkeleri doğrultusunda şekillendirilmesi çağrısı yapıldı.
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği’nin çağrısı şu şekilde:
• “Lefke Bölgesi İmar Planı derhal yürürlüğe konulmalıdır.
• Hazine arazilerine ilişkin tahsis ve devir süreçleri kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde yürütülmelidir.
• Kıyı koruma kuralları ve sahil koruma bandı tavizsiz uygulanmalıdır.
• Tarımsal alanların ve doğal yaşam alanlarının yapılaşmaya açılmasına son verilmelidir.
• Orkide Vadisi ve bölgenin ekolojik zenginlikleri etkin biçimde korunmalıdır.
• Yerel halkın görüşü alınmadan bölgenin geleceğini etkileyecek kararlar üretilmemelidir.
• Yapılaşma politikaları bilimsel veriler, altyapı kapasitesi ve gerçek ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden değerlendirilmelidir”